Aramak Bulmanın Yarısıdır :)

Bir Blogdan Daha Fazlası

İşe Yarar Ne Varsa!

Çarşamba, Mart 30, 2011

Crysis 2'ye daha fazla detay!

Oyunun yüklü olduğu dizini seçmeniz yeterli
Crysis 2'nin grafikleri muhteşem olabilir ama daha da muhteşem yapmak elinizde... İşte özel bir araç

Crysis 2 çıkmadan önce başlayan oyunun grafikleri hakkındaki yakınmalar hala devam ediyor. Bazı kullanıcılara göre grafikler PC'nin tüm potansiyelini kullanmıyor ve bunun nedeni oyunun konsol pazarına hitap etmesi.

'Crysis 2 Advanced Graphics Options' adındaki araç ise kendi ayarlarınızı yapıp autoexe.cfg dosyasına kaydetmenizi sağlıyor. Araç sayesinde Crysis 2'nin grafik ayarları üzerinde daha iyi bir denetime sahip olabiliyor, tüm ayarları en son seviyeye kadar zorlayabiliyorsunuz.

128 KB boyutundaki aracı buradan indirebilirsiniz.

Bir garip hack hikayesi!

Dünyanın en vahim hack'lenme hikayelerinden biri: İşte dev sitenin kendi silahıyla vurulduğu an!

MySQL.com, geçtiğimiz haftasonu bir SQL enjeksiyon saldırısına maruz kalmış ve hack'lenmişti. Hacker'lar kullanıcı adı ve şifreli parolaları ellerine geçirmiş ve pastebin.com'da yayınlamıştı.

Bu verilerden oturum açma bilgilerini elde etmek, şifreli parolaları parola sözlüğüyle karşılaştırarak ('gökkuşağı tablosu' yöntemiyle) oldukça kolaydı. Elde edilen bilgiler, MySQL'de WordPress'ten sorumlu ürün müdürünün rakamlardan oluşan dört haneli bir parola kullandığını ortaya çıkardı.

MySQL, kurumlara açık kaynak tabanlı yazılım ve hizmetler sunuyor. XSSed.com'a göre MySQL.com'a yapılan saldırıda kullanılan XSS açıkları, Ocak ayından beri mevcut. MySQL'in ana şirketi Sun/Oracle da aynı hacker'ların hedefi olmuş ve saldırıya uğrayan sitelerin e-posta adresleri açığa çıkmıştı.

PC'nizi kurtaracak eklentiler burada !

Twitter'ın 140 karakter sınırı ile birlikte uzun web sitesi adreslerinin kısaltılması ve daha akılda kalıcı hale dönüştürülmesi standart hale geldi. Öyle ki basılı yayın organları bile çoğu zaman referans verdikleri internet sitelerinin adreslerini kısa URL'ler halinde yayınlıyorlar. Fakat burada bir de risk ortaya çıkıyor. Bazı art niyetli kişiler kısa URL'leri, kendi spam veya zararlı içeriğe sahip adreslerine ziyaretçi çekmek için kullanıyorlar. Bu tuzağa düşmemenin tek çaresi ise akıllı tarayıcı eklentileri. İşte bunlardan bazıları...

LongURL (Google Chrome)
Bir metin içerisinde yer alan kısa URL'yi otomatik olarak işaret ettiği uzun adresin başlığı ile değiştiren bu eklenti, bu sayede hedefteki adresin içeriğini görmenizi sağlıyor. Fare ile üzerine geldiğinizde ise adres ile ilgili daha detaylı bilgi alabiliyorsunuz.

Xpndit (Firefox)
Karşılaştığınız kısa URL'nin üzerine geldiğinizde ihtiyaç duyacağını tüm temel bilgileri sağlayan Xpndit, 500'den fazla URL kısaltma servisini destekliyor.

Plak şirketleri Limewire'den 46,650,361,440,306,00 dolar istediler !

Torrent devi Limewire'ın başı beladan kurtulmuyor. Ama bu seferki haber çok da kötü değil...

Müzik endüstrisi Limewire'daki korsan müzik paylaşımını durdurabilmişti, ancak bazı plak şirketleri için bu yeterli değil. Limewire'ı dava eden 13 plak şirketi, paylaşım aracından 400 milyar dolar ile 75 trilyon dolar arası para talep ediyor.

Plak şirketlerine göre Limewire'ın borçlu olduğu ücret tam sayıyla şu şekilde belirtiliyor; 46,650,361,440,306,00 dolar. Evet söylemesi de akılda tutması da okuması da bir hayli güç. Ödemesinden bahsetmiyoruz bile.

Savunma avukatı istenilen parayı şu şekilde nitelendirdi; "Edison'un 1877'de fonografı icat etmesiyle beraber müzik kayıt endüstrisinin kazandığı paradan daha fazla." Plak şirketleri bir şarkının her paylaşımını para olarak hesaplarken, davaya bakan yargıç Wood, Limewire'ı kısmen rahatlatan açıklamayı yaptı; "Her şarkıdan yalnızca bir kez para alınabilir."

Bu karar, en azından Limewire'ın bahsi geçen paradan çok daha azını ödeyeceği anlamına geliyor. Ancak kesin kara çıkmadan, ne kadar ödeneceğini kestirmek pek de kolay değil...

Uzun yaşam için uyumak mı yemek mi önemli?

Sadece ABD’de 40 milyon kişinin uykusuzluk çektiği günümüzde, uyku sorunları yaşamı kısaltan etkenlerden biri olarak görülüyor. Sağlıklı uyku alışkanlığının çocukluktan itibaren kazanılması gerektiğini belirten Dr. Oexman, sorularımızı yanıtlamaya devam ediyor.

* Sık görülen uyku sorunları hangileri?

En çok görülenler, uykusuzluk (İnsomnia) ve uyku apnesi. İnsomnia çok sık görülen ve tedavisi zor bir hastalıkken, uyku apnesi teşhisi kolay ve tedavi edilebilir türden.

* Kaliteli uyku uyuyamamak yaşamı kısaltır mı?

İnsomnia ve uyku apnesi, kalp krizini tetikliyor. İnsomnia ayrıca kilo artışına neden oluyor.

* Yorgunluk ve uyku sorunları arasındaki ilişki nedir?

Yorgunluk ve uyku arasında bağ kurmuyoruz çünkü sorunlarımızın uyku kaynaklı olduğunun farkında değiliz. Durumu,“Yorgunum çünkü çok çalışıyorum”, “Enerjim yok spor yapamıyorum”a bağlıyoruz. Ama uyku düzensizliği ya da bozukluğu kronik yorgunluğa veya başka hastalıklara neden olabiliyor.

* Uykuyla ilgili mitler var. “Az uyuyan çocuk zeki olur” gibi.

“Az uyuyan çocuk zeki olur” ya da az uyuyanların ‘kafaları çok çalışan’ insanlar olduğu konusunun tam tersi geçerlidir. Hafızanın güçlenmesi ve beynin sağlıklı çalışabilmesi için uyku süresi önemli. Az uyuduğunu iddia eden insanlar gün içinde kısa kestirmeler yapar, bunun amacı gece alınamayan uykunun açığını kapatmaktır. Diğer mitlerden biri de içkinin rahat uyuttuğu yönünde. Alkol, uykuya geciş için yardımcı olabilir ama kaliteli uyku için doğru seçim değil. Gece uykunun bölünmesine, uyanmaya neden olur. ‘Yaşlılar az uyur’ inanışı da yanlış. Çektikleri ağrı ya da hastalıklar nedeniyle uyuyamıyorlar.

* Yine bebekler için “Uyusun da büyüsün” denir.

Büyüme hormonu (Leptin ve ghrelin) derin uykuda ortaya çıkar. Az uyuyan çocuklarda derin uyku kısa olacağı için gelişmelerini olumsuz yönde etkiler. Çocukların uykuya kolay dalması için yatmadan önce sıcak duş işe yarayabilir. Sıcak su, vücuttaki kan akışını artırır. Vücudun iç sıcaklığı düşer ve bu, uykuya dalmayı kolaylaştırır.

* Küçük çocuklar anne babalarıyla aynı odada ya da aynı yatakta yatmaya bayılır. Bu bir sorun olarak görülmeli mi?

Asla bebeğinizle aynı yatakta uyumayın, bu ölüm tehlikesi yaratan bir durumdur. Çarşaf, yastık bebeğin nefes yolunu tıkayarak boğulmasına yol açabilir. Ayrıca çocukları tek başına yatırmak, onlara kendi başlarına hareket etme ve yalnız kalarak özgüvenlerini artırma konularında yardımcı olur.

* Aileler çocuklarında uyku apnesi olup olmadığını nasıl bilebilir?

Çocuklar normal şartlar altında horlamaz. Yüksek sesle horlama, uyurken nefesin kesilmesi belirtiler olabilir. Bu gibi durumlar mevcutsa mutlaka doktora başvurulmalı.

* Geniz eti ve bademcik sorunları çocuklarda horlamaya yol açan ve uykuyu bölen sorunlar. Bu sorunlara nasıl yaklaşılmalı?

Bademciklerin büyük oluşu, boğazı kapatması veya deviasyon ve geniz eti sonucu nefes almakta sorun yaşandığında mutlaka bir uzmana danışılmalı. Nefes almayı zorlaştıracak kadar sorun varsa çocukken müdahalede bulunmak daha doğrudur. Bu tarz rahatsızlıkları olan çocuklar, ileriki yaşlarda uykuyla ilgili daha büyük sorunlar yaşayabilir.

UYKUSUZLUK ÇEŞiTLERi

Birincil İnsomnİa

* Uykuya başlama sorunu: Kişi uykuya dalmada sorun yaşar.
* Uykuyu devam ettirememe: Kişi uykuya dalar ancak gecenin ilerleyen saatlerinde defalarca uyanır ve uykuya dalamaz.
* Uyku borcu: Kişi normalde uyanmayı planladığı zamandan önce uyanır ve uykuya dalamaz.

Co morbid İnsomnİa

Dış etkenlerden kaynaklanan tür. (Kullanılan yatağın, yastığın doğru olmayışı, uyumaya çalışılan ortamdaki ışık, sıcaklık, başka hastalıklar için kullanılmak zorunda olunan ilaçların yan etkisi) Tedavisi mümkün.

"Sünnet" bir çok hastalığı önlüyor!

Erkek cinsel organına yapılan bir müdahale ile gerçekleştirilen "sünnet" ile birçok hastalıktan korunmak ya da yakalanma riskini azaltmak mümkün olabiliyor.

Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedreddin Seçkin, yaptığı açıklamada, erkek cinsel organı penisin baş kısmını kapatan ve prepisyum olarak bilinen derinin cerrahi yöntemlerle kesilerek çıkarılması işleminin "sünnet" olarak tanımlandığını söyledi.

Bunun ABD’de en sık uygulanan pediatrik cerrahi işlemi olduğunu belirten Seçkin, dünyada bulunan erkek nüfusunun yaklaşık altıda birin sünnetli olduğunu ifade etti. Sünnet yaptırmadan önce, bir ürolog tarafından muayenenin yapılması gerektiğini anlatan Seçkin, çocuğun muayene sırasında ürologla kuracağı diyaloğun çok önemli olduğunu vurguladı. Seçkin, sevgi ve hoşgörü ile çocuğun bir yandan bilgilendirilirken, bir yandan da muayene edilebileceğini dile getirerek, ürolojik muayene ile çocuğun o ana kadar fark edilmemiş sorunlarının da belirlenebileceğini söyledi.

Sünnet öncesinde, ailenin çocuğu bu sürece hazırlamasının da önemine değinen Seçkin, ailenin bu hazırlığı tamamlayarak hekime başvurduğunda ürolog ile çocuk arasındaki diyalog ve sonrasında uygulanacak sünnet işleminin çok daha kolay olduğunu ifade etti.

Seçkin, sünnetin hangi yaşta uygun olduğuna ilişkin çeşitli rakamların söz konusu olduğunu anlatarak, son yıllarda yeni doğan döneminde yapılması gerektiğini görüşünün daha yaygın olduğunu belirtti. Bununla birlikte genel kabul ya da görüşün, çocuğun 2 yaş altında veya 6 yaş üzerindeyken yapılması gerektiği yönünde olduğunu dile getiren Seçkin, "İki yaş altı çocukların gerek ağrı kontrolü ve gerekse sünnet sonrası bakımı nispeten daha kolay olmaktadır. 3-6 yaş arası çocuklarda özellikle psikolojik travma oluşturacağı endişesi ile sünnet önerilmemektedir" diye konuştu.

Seçkin, tıbbi zorunluluk olması halinde her yaş grubunda gecikmeksizin sünnet uygulamasının yapılması gerektiğini vurgulayarak, "Altı yaş sonrası çocukla iyi diyalog kurulabileceğinden ve çocuk iyi ile kötüyü ayırt edebilir kabul edildiğinden yapılması daha uygun olacaktır. Çocuğun,sünnetin niçin yapıldığını algılaması; kendisi, hekim ve aile açısından sürecin daha sıkıntısız geçirilmesini sağlar" dedi.

"SÜNNET, ÜROLOG TARAFINDAN YAPILMALI"

Türkiye’de sertifika sahibi sağlık memurları da dahil olmak üzere pek çok sağlık çalışanının sünnet yapabildiğini anlatan Seçkin, sünnet öncesi ve sonrası oluşabilecek risk faktörleri göz önüne alındığında bir "ürolog" tarafından yapılmasının uygun olduğunu söyledi.

Seçkin, sünnetin sadece küçük bir cerrahi işlem olarak algılanmaması, bir "penis ameliyatı" olarak düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Penis hastalıklarının, çocuklarda ve erişkinlerde cerrahi yöntemle tedavi deneyimine en çok sahip olanların ürologlar olduğuna dikkati çeken Seçkin, "Bu nedenle, sünnet sonrası oluşan bir problem halinde, üroloğa sevk edilmesinden önce, sünneti başından itibaren bir ürolog yardımı ile gerçekleştirmek en uygun olanıdır. Çünkü, bir problem çıktığında tedaviyi yapacak kişi yine bir ürologdur" dedi.

"GENEL YA DA LOKAL ANESTEZİ İLE YAPILIYOR"

Anestezi uygulamasının ailelerde çekince yaratabildiğini aktaran Seçkin, günümüzde gelişmiş anestezi teknikleri ile yeni doğanın, hatta anne karnındaki bebeğin dahi ameliyat edilebildiğini söyledi.

Seçkin, sünnetin genel ya da lokal anestezi ile yapılabildiğini anlatarak, şöyle devam etti: "Çocuğun yaşına, mevcut başka hastalıkları olup olmadığına, ailenin tercihine ve mevcut imkanlara göre en uygun anestezi yöntemi kararı aile birlikte belirlenmektedir. Her iki anestezinin de avantaj ve riskleri aile ile birlikte tartışılmaktadır.

İnmemiş testis nedeniyle ameliyat edilecek çocuklara aynı anestezi altında sünnetin de yapılması önerildiğinde bir kısım ailelerin ’sünnet düğünü’ gibi sebeplerle karşı çıktığı gözlemlerimiz arasındadır. Çocuğun yeniden bir cerrahi işlem ve anestezi stresi yaşamaması adına bu tür uygulamaların birlikte yapılması önerilmektedir."

"PENİS KANSERİ OLUŞMA İHTİMALİ AZALIYOR"

Sünnetin sağlık açısından faydalı olduğunu vurgulayan Seçkin’in verdiği bilgiye göre, sünnet idrar yolu iltihabı oluşumunu azaltıyor. Bu nedenle tekrarlayan idrar yolu iltihabı olan bazı çocuklarda sünnet derisinin enfeksiyona zemin hazırlayabileceği düşünülerek sünnet öneriliyor.

Doğuştan ürolojik organ anomalisi olanlarda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu oluşma ihtimalini düşürüyor. Sünnet derisinin penis baş kısmına yapışarak idrar akım hızını yavaşlatıyor (fimozis) ya da sünnet derisi iltihabı riski azalıyor. Bilimsel verilere göre, penis kanseri oluşma ihtimali azalıyor.Çocuğun, gelecek dönemde cinsel yönden erken boşalma riskini azalttığı düşünülüyor.

Sünnet derisinden salgılanan sıvı ortadan kalkacağından, kişide yeterli hijyen sağlanabiliyor. Sünnetli erkeklerin eşlerinde rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) daha az görülüyor.

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların görülmesi azalıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan araştırmada, sünnetli erkeklerin AIDS’e yakalanma oranlarının yüzde 50’ye varan oranlarda az olduğu gösteriliyor. Ancak, sünnet AIDS’e karşı tam koruma sağlamıyor.

Kıskançlık cinsel performansı düşüruyor

Kıskançlık nedeniyle evlilik ilişkileri ve cinsel yaşamlarında sorun yaşayan çiftlerdeki artış üzerine Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED), “kıskançlık nedir?”, “kıskançlığın nedenleri”, “erkek ve kadınların kıskançlıklarını gösterme şekilleri”, “kıskançlıkla baş etme yöntemleri”, “olgun sevgi”, “tadında kıskançlık”, vb. konuları içeren “Evlilikte Kıskançlık” konulu yeni bir basın açıklaması yaptı. Toplumsal çalışmaları ve basın açıklamalarıyla ülkemizde gündem yaratabilen CİSED'in basın açıklamasından işte çok çarpıcı başlıklar:

Kıskançlık cinsel sorunlara yol açabilir

Evlilikte kıskananın da kıskanılanın da acı çekeceğini ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe; “Kıskanmak insanın doğasında var olan bir duygudur. Yansıtma savunma düzeneğinin bir sonucuolabilenkıskançlık, yitirilmek istenmeyen bir kişinin ya da bir ilişkinin yitirileceği ya da tehdit altında olduğu sanısıyla yaşananbunaltı ve sıkıntı verenkarmaşık bir ruhsal yaşantıdır. Bazen kişiye dayanılmaz bir acı verebilir. Genel olarak bakıldığında çocukluğunda ihanete uğramış, terk edilmiş, reddedilmiş, düş kırıklığına uğramış, küçük düşürülmüş ya da tecrit edilmiş kişilerin veya kendisini yetersiz ve değersiz gören ya da değerlilik duyguları dış etkilerden çok kolay etkilenen kişilerin daha kıskanç oldukları görülmektedir. Bazen kıskançlık aşırı boyutlarda olabilir. Bunun altında paranoya dediğimiz rahatsızlık olabilir. Bu rahatsızlığın ciddi boyutları vardır ve tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu derece yoğun yaşanmayan, hastalık sınıfına koymadığımız ama evliliğin ahengini bozan kıskançlıkların çoğu, kişinin sevdiği insanı kaybetme korkusunun ve kendine olan güvensizliğinin sonucudur. Kıskançlıkla birlikte çoğu zaman öfke, değersizlik, mutsuzluk, yalnızlık ve çaresizlik gibi duygular yaşanır. Günlük yaşamda kıskançlık yaşayan kişilerin pek çoğunun yaşadıkları bu duygu ile baş edemedikleri; kıskandıkları eş ya da partner ile ilişkilerinin bozulduğu ve ilişkilerinin eski güzelliğini yitirdiği görülmektedir. Kıskanılan kişinin kendisini kapana kısılmış hissetmesi ile beraber kıskanan kişi de yoğun acı çeker. Kıskanan kişi huzursuz, mutsuz, sürekli karşısındakini suçlar bir ruh halindedir, eşini devamlı kontrol eder, takip eder, onun yaşantısını sınırlar ve baskı oluşturarak onu kaybetmeyeceğini düşünebilir. Kıskanan kişi ilişkiyi korumak ve geliştirmek için olumlu çaba harcamak yerine gizli gizli öç alarak, küserek, ilişkiyi keserek ya da tehdit ederek, zor kullanarak ve kaba kuvvete başvurarak amacına ulaşmaya çalışabilir. Bu tutumlar kıskanılanı da kıskanandan uzaklaştırır. Kıskançlığın ölçüsü artıkça olumsuz etkisi artar ve sağlıksız davranışlara sebep olabilir. Kıskançlıklarla zedelenen evlilik ilişkisinde sevgi, saygı ve güven azalmaya başladığı için cinsel yaşam da sekteye uğrayabilir ve en sık kadınlarda cinsel isteksizlik ve orgazm sorunları, erkekte ise sertleşme sorunları ve erken boşalma görülür ve ilişki içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Yanikıskançlık cinsel sorunlara yol açabilir.” dedi.

Sadakat tehditle değil sevgiyle sağlanmalıdır

Tadında bırakılan kıskançlık duygusunun olumlu etkileri olabileceğini ifade eden CİSED Psikoterapi Eğitimleri Koordinatörü Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Cebrail Kısa; “Eşleri bir arada tutmaya yarayan, evlilik bağlarını güçlendiren, patolojik olmayan ve tadında bırakılan kıskançlık ilişki için yararlı olabilir. Çünkü tadında bir kıskançlık; ilişkiyi canlı tutabilir, kişileri birbirine bağlayabilir, ilişkinin korunmasını sağlayabilir, kişiye önemli ve değerli olduğunu hissettirebilir, çifte kaybetme duygusunu hatırlatabilir, çiftin birbirine emek vermesine yol açabilir, ilişkide var olan duyguları güçlendirebilir, aşkın ateşlenmesini sağlayabilir ve sevişmeleri daha ihtiraslı kılabilir. Ancak, kıskançlığın tadı kaçırılırsa, ilgiden, sevgiden yoksun kalma kaygısı çok ciddi düzeylere ulaşırsa, bu hem kıskanan kişiye hem kıskanılan kişiye hem de ilişkiye zarar verebilir. Kıskançlık çoğu zaman kıskanan kişinin iç dünyasından kaynaklanan nedenlerle abartılı ve çarpıtılmış algılardan ve yorumlamalardan kaynaklanmaktadır. Kadın ve erkeklerin yaşadıkları kıskançlık duyguları ile baş etme yöntemlerinde büyük farklılıklar bulunmaktadır. Kadınlar genel olarak kendi hak ve isteklerinden vazgeçen ve alttan alan bir yaklaşım göstermekteyken; erkekler genellikle tehdit ederek ya da kaba kuvvet kullanarak sonuç elde etmeye çalışmaktadırlar. Oysa kıskançlık duygusu ile mücadelede ilk adım geçmişin yaralarını onarmak ve onları bugünün ilişkisinde iyileştirmektir. İkinci adım güven duygusunun onarılmasıdır. Güven duygusunu zayıflatan en önemli etken açık iletişimin olmamasıdır. Bu nedenle imalı sözlerden, üstü kapalı eleştirilerden ve küskünlüklerden kaçınmak gerekmektedir. Ayrıca kişi kıskançlık duygularının altında yatan duygu ve düşüncelere ulaşmalı, kıskançlık hissettiği anlardaki düşüncelerini incelemeli ve kıskançlıktan önce gelen duyguları fark etmelidir. Bu duygu ve düşüncelerin farkına varmak, onları ayrı ayrı ele almaya ve mantıklı olup olmadıklarına daha tarafsız bakmaya olanak tanıyacaktır. Kıskançlık yaşayan kişilerin özellikle başarmak zorunda oldukları şey ilişkiyi korumak ve sürdürmektir. Sadakat tehditle değil sevgiyle sağlanmalıdır. Çift sevgisini birbirine ne kadar çok verirse, o kadar çoğu geri dönecektir, çift kullandığı ölçüyle ölçülecektir. Çoğu insan sevginin sadece bir «duygu» olduğunu sanır, oysa sevgi duygudan ziyade bir mevcudiyet biçimidir. Sevgiyi paylaşmak ve göstermek bir tercihtir. Olgun sevgi eşlerin birbirlerine dikkat, kabul, taktir, şefkat sunması ve kendileri olmakta özgürlük tanıması üzerinde inşa edilebilir ve içinde patolojik kıskançlığın barınmasına izin vermez.” dedi.

Dikkat Her Bitkiden Çay Olmaz !

Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, içinde kuvvetli biyolojik etkiye sahip bileşenler bulunan bitkilerin çay olarak kullanılması tehlikeli olduğunu, kuvvetli etki gösteren bileşikler taşımayan, önerilen miktarlarda kullanıldığında uzun süreler tüketilmesi sakıncalı olmayan bitkilerin tercih edilmesi gerektiğini belirtiyor. Yeşilada, açıkta satılan bitkisel ürünleri yeterince iyi tanımadığımız için yanlış bitki satın alma ihtimalinin yüksek olduğunu ve buna bağlı olarak beklenilen yararı sağlayamadığı ve hatta sağlığımız için zararlı etkilere yol açabildiğini, güvenilir firmalar tarafından üretilen ambalajlı poşet çayları tercih etmemiz gerektiğini ifade ediyor. Ayrıca ambalajlı poşet çayların depolama koşullarının, gıda güvenliği sistemlerine uygun olduğunu, hammaddelerin üretime geçmeden önce birçok analizden geçirilerek özel olarak formüle edildiğini, etkilerinin daha sağlıklı olduğunu ve güvenle tüketilebileceğini söylüyor.

Bitkiler, birbirleriyle benzerlikleri ve farklılıklarına dayanarak bilimsel olarak sınıflandırılmakta ve adlandırılmaktadır(Botanik Bilimi). Bu suretle, şimdiye kadar yeryüzünde 300.000’i aşkın bitki taksonunun (sınıflandırmada en alt birim) tanımı yapılmıştır. Diğer bir deyişle, Dünya’da 300.000 kadar yüksek bitki türü (mikroskobik olanlar ve gelişmemiş yapılar haricinde) bulunmaktadır.
Bu bitkilerin az bir kısmının gıda ve tedavi amacıyla kullanıldığı tespit edilmiştir. Halihazırda bu rakamın 80.000 ile 100.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Şüphesiz, geri kalan bitkilerin biyolojik etkileri ve yararları bulunmadığı şeklinde bir düşünce yanlış olacaktır. Özellikle bu grupta kalan bitkiler, bilim adamları tarafından yeni ilaç molekülleri elde edilmesi amacıyla yoğun ilgi çekmektedir. Mesela, kanser tedavisi amacıyla piyasaya çıkan paklitaksel isimli ilaç, Kanada’da halk arasında hiç bir değeri bulunmadığı düşünülen Taxus brevifolia bitkisinin odunlarından elde edilmiştir.

Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bitkilerin içeriklerine göre sınıflandırıldığını ve bitkilerde fotosentez sonucu meydana gelen bileşenlerin biyolojik etki kuvvetlerine göre üç grup altında toplandığını söylüyor.


Kuvvetli etki eden bitkiler:

İçinde kuvvetli biyolojik etkiye sahip bileşenler bulunan bitkilerin çay olarak kullanılması tehlikelidir. Mesela, yüksükotu (Digitalis purpurea) yapraklarında bulunan dijitoksin kalp kasının kuvvetle kasılmasını sağlayan (kardiyotonik) bir maddedir. Ancak bu etkiyi gösterdiği miktar ile öldürücü etkisinin görüldüğü miktar bir birine çok yakındır. Bu nedenle çay olarak kullanılması risklidir. Dijitoksin saf madde olarak bitkiden ayrıştırılıp tablet halinde ve hekim kontrolünde kullanılır. Özellikle vücutta birikerek “Dijital intoksikasyon” olarak tanımlanan zehirlenme tablosuna yol açabilir. Bu bakımdan hekim kontrolünde kullanılması önemlidir.


Orta etki eden bitkiler:

Uygun miktarlarda ve sıklıkta kullanıldığında zararlı olmayan, ancak uzun süre ve yüksek miktarlarda kullanıldığından bazı olumsuz etkilere yol açabilen bitkilerdir.

Zayıf etki eden bitkiler:

İçerisinde kuvvetli etkili bileşikler taşımayan, önerilen miktarlarda kullanıldığında uzun süreler ile kullanılması sakıncalı olmayan bitkilerdir. Bu grup bitkilerin etkileri zayıf olduğundan, biyolojik etki giderek kuvvetlenir. Papatya, tıbbi nane, ıhlamur bu tip bitkiler arasındadır.

Bitkilerin güvenilirlik değerlendirmeleri dikkate alındığında, bitki çayı olarak “Zayıf etkili bitkiler” grubunda yer alan bitkilerin kullanılması uygundur. Gerekli durumlarda “Orta etkili bitkiler” grubundan seçilebilecek bitkilerin de çayın etkisini desteklemek amacıyla çay bileşimi içerisine katılması mümkündür.

Sınıflandırılan bitkilerin birbirleri ile yakın akraba olması onların benzer kimyasal yapılara sahip olduğu ve dolayısıyla aynı biyolojik etkiyi sağlayacağını düşünmek son derece yanlış olur. Mesela, tıbbi nane (Mentha piperita) melez (Mentha aquatica X Mentha spicata) bir türdür ve yaprakları, kökenine göre değişen oranlarda, yüzde 40-90 civarında mentol taşır. Nane yapraklarının biyolojik yararları mentol içeriği ile ilişkilendirilmektedir. Ancak halk arasında “nane” olarak isimlendirilen ve pazarlarda nane olarak satılan farklı bilimsel isme sahip türler bulunmaktadır (Baytop, 1999);

• Tüylü nane (Mentha longifolia);
• Su nanesi (Mentha aquatica);
• Yeşil nane, kıvırcık nane (Mentha spicata);
• Nene, filiskin, yarpuz (Mentha pulegium);
Hatta bazıları “nane” olarak isimlendirildiği halde bilimsel olarak nane türlerinden (Mentha) farklı bitki gruplarına aittir:
• Dağ nanesi (Cyclotrichium niveum)
• Kır nanesi (Ziziphora clinopodioides)
• Taş nanesi (Micromeria fruticosa)
• Kedi nanesi (Nepeta cataria)

Yeşilada, bu türlerin yapraklarında mentol oranının oldukça düşük miktarda ya da hiç bulunmadığını dolayısıyla mentol içeriğine bağlı olarak bir etki söz konusu olduğunda tıbbi nane bitkisinin kullanılması gerektiğini aksi takdirde beklenen yararın sağlanmayacağını vurguluyor.

Açıkta satılan bitkilerin bir standardı yoktur. Bu konuda yeterli bilgisi olmayan kişilerce çevreden toplanmış olabilirler. Herhangi bir analizden geçirilmeden satışa sunulurlar. Bu şekilde toplanan bitkilerden herhangi bir bilimsel değerlendirme yapılmadan gelişigüzel bir şekilde hazırlanan karışım çayların sağlığa yarardan ziyade zarar verebileceğini gözardı etmemek gerekir. Genel prensip olarak, bitkilerin içerisindeki etkili bileşiklerin bozulmaması için çay hazırlanırken bitkilerin doğrudan kaynatılmasından kaçınılır. Tükettiğimiz tüm gıdalar gibi çayların da kullanım miktarı ve doğru şekilde kullanımı yararları bakımından son derece önemlidir. İnsan yaşamının vazgeçilmezi olan suyun bile aşırı miktarda tüketilmesi vücutta bazı rahatsızlıklara neden olabilmektedir.

Her bitki doğal yapısına göre farklı özellikler taşır. Bazıları fazla demlendiği takdirde acılaşır, bazıları da suda fazla bekletildiğinde şişer. Markalı ürünlerin ise her bitkinin özelliğine göre farklı miktarlarda poşetlenerek istenilen tatta olması sağlanır. Ambalajlı ürünlerin güvenilirliğinde her zaman doğru bitkiye ulaşabilirsiniz.

İsteğe özel popo mu olur? Demeyin!

Eğer poponuz sarkıksa ya da olması gerekenden büyükse, hayat boyu böyle yaşamaya mahkûm değilsiniz. Estetikteki yeni gelişmelerle, isterseniz küçük, isterseniz kalkık bir popoya sahip olabilirsiniz.Dikkat! Eğer kiloya dikkat edilmez, spor yapılmaz, cilt bakımına özen gösterilmez ise estetik operasyonla alınan sonuç korunamıyor.
Yemeğin salçasıyla kadının kalçasının özdeşleştiği günler artık çok geride kaldı. Günümüzde, Türk kadınlarının estetik cerraha başvurma nedenlerinin başında ‘popo estetiği’ geliyor. Kadınlar daha çok popolarını şekilsiz bulduklarından yakınıyor. Fazla geniş, fazla büyük, düşük, basık gibi şikâyetleri oluyor. Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel, istenilen güzel bir popoya kavuşmanın sırlarını  okuyucularıyla paylaştı.

■ Popo estetiğinde ne tür sorunlar görülebiliyor?

Genelde Türk kadınları armut tipinde yağlanıyor. Beller ince olsa da basenler kalın oluyor. Bu da kalçaları olduğundan daha düşük, bacakları olduğundan daha kısa gösteriyor. Bu kadınlarda bacaklara ve basenlere liposuction yapıp alınan yağ, eğer ihtiyacı varsa poponun üst tarafına ekleniyor. Böylelikle arkadan ya da yandan bakıldığında çıkık ve yüksek bir popo görüntüsü elde edilebiliyor. Bacak boyu da uzamış oluyor. Bir de Balkan kökenli kadınlar var. Bunlar daha çok elma tipinde yağlanıyorlar. Bacakları ince, kalçaları dar ve basık, belleri kalın ve göbekli oluyor. Bu hastalarda karın ve bel bölgesindeki yağlar alınıp, popo dolduruluyor. Liposuction ile bel çukurlaştırıldığından popo daha da belirginleşiyor. Verilen yağlarla yüksekte duran, yuvarlak ve çıkık bir popo görünümü elde ediliyor. Daha zor olan hastalar ise zayıf ve basık popolu olanlar. Bunlarda tek seçenek popo protezleri oluyor. İki kalça arasındaki yarıktan kalça adalesinin içerisine silikon protez yerleştiriliyor. Gerekli yerlere yine liposuction ve yağ verme işlemleri de yapılıyor. O nedenle bu ameliyatlar hastalara daha rahat önerilebiliyor. Poposu orta büyüklükte, fazla yağlanması olmayan ancak zamanla düşmüş hastalarda askı yöntemleri de kullanılabiliyor. Ancak sonuçları fazla kalıcı olmuyor.

■ Örnek olarak en çok kimin poposu isteniyor?

En çok Latin popoları isteniyor. Yanlardan dar, arkaya doğru çıkık, yüksekte duran, yuvarlak ve sert kalçalar her kadının hayali. Adı çok geçen isimler arasında J. Lopez, Shakira, Beyonce sayılabilir.
■ Kalça ve popo estetiğinde hangi operasyonlar yapılıyor?

Kullanılan yöntemler liposuction ve yağ enjeksiyonları ile popo şekillendirilmesi, askılarla poponun yukarı kaldırılması, silikon popo protezleri ile büyütülmesi ve yukarı kaldırılması olarak sıralanabilir. Ayrıca cilt bakımları, LPG gibi yöntemler de poponun şeklini korumasına ve cildinin güzelleşmesine yardımcı oluyor. Düzenli yapılan uygun egzersizlerle poponun hem şekli korunabiliyor, hem de düşmesi geciktirilebiliyor.

■ Bu operasyonların uygulanması ne kadar sürüyor?

Yapılan işleme göre değişiyor. Bir saat ile üç saat arasında diyebiliriz. Genellikle hastalar aynı gün evlerine dönebiliyorlar, iki ya da üç gün sonra işlerine başlayabiliyorlar.

■ Ne kadar sürede sonuç fark ediliyor?

Her ameliyat gibi şişliklerin azalması üç haftayı, tam şeklini kazanması altı ayı buluyor. Ancak ameliyattan hemen sonra bile hasta belirgin değişikliği fark ediyor.
■ Operasyon uygulandıktan sonra nelere dikkat edilmeli?

Bu durum, yapılan işleme göre değişiyor. İlk haftalar yoğun fizik aktiviteden kaçınmak gerekiyor. Yapılan işlemi korumak için hastanın kilosuna dikkat etmesi, düzenli spor yapması, uygun cilt bakımı yapması, LPG, thermage gibi cilt sıkılaştırma programlarına girmesi öneriliyor.

■ Bu işlemler için fiyat aralığı verebilir misiniz?
Ortalama bir rakam vermek gerekirse 3 ile 15 bin lira arasında değişiyor.
İdeal popoyu nasıl tarif ediyorsunuz?

Her kadın için tek bir ideal popo biçimi yok. Bu, kişinin vücuduna, karakterine, yaşam tarzına göre değişiyor. Ama genelde istenen, arkadan bakıldığında yuvarlak görünen, yüksekte duran, yayvan olmayan, dar ama erkeksi değil, basenlerde yığılması olmayan; yandan bakıldığında ise yüksek ve arkaya doğru çıkık bir görüntü elde etmek. Önemli bir kriter ise arkadan bakıldığında popo altı çizgisinin olabildiğince kısa olması. Bu çizgi yaşla ve popo aşağıya doğru düştükçe uzuyor. Aslında memeler için söz konusu olan halk ölçüsü popolar için de geçerli; ideal poponun altında kalem durmaması lazım. Aynı kriterler erkekler için de geçerli. Erkekte basık popo kadınlar açısından çok itici durabiliyor. Erkeklerde de yandan bakıldığında yukarıda bir dolgunluk daha çekici görünüyor.

Kalça ve popo estetiğindeki yenilikler nelerdir? Yardımcı yöntemlerden de bahsedebilir misiniz?

Popo protezi yerleştirme tekniğinde ve silikon protez teknolojisinde büyük yenilikler var. Popo protezi ameliyatları artık eskisinden çok daha az sorunlu gerçekleşiyor. Bunun dışında yağ enjeksiyonu tekniklerinin gelişmesi ve kök hücre ilaveleri ile yağ enjeksiyonlarının sonuçları daha kalıcı hale geldi. Lazer ve ultrasonik liposuction yöntemleri daha hızlı cilt toparlanması sağlıyor, ancak aldığımız yağı tekrar kullanacaksak, enjektör yardımı ile mekanik liposuction’ı tercih ediyoruz. Askı yöntemlerinde de yenilikler bulunuyor. Yüz bölgesönde başarı ile uygulanan siluet lift yöntemi, artık popo askısı olarak da kullanılıyor.
Nilgün Yıldız

Salı, Mart 29, 2011

Firefox 24 Saatte 5,884,184 Kez İndirildi

 
Sadece 24 saat içinde 6 milyonluk indirilme rakamına ulaşan Mozilla’nın Firefox web tarayıcısı, ulaştığı bu rakamla Internet Explorer 9′un 2 milyonluk rakamını da üçe katladı.
Firefox’un yeni sürümü, kullanıma sunulduğu 24 saat içinde 5,884,184 kez indirilirken, Microsoft’un 14 Mart’ta kullanıcılarına sunduğu Internet Explorer 9 ise aynı süre içinde 2 milyon 350 binde kaldı.
Firefox, yeni sürümüyle beraberinde getirdiği özellikler sıralandığında;
- Hız faktörü:Yeni JägerMonkey JavaScript motoru, önemli performans geliştirmeleri sunuyor. Geliştirmeler arasında daha hızlı başlangıç süresi, grafik işleme ve sayfa yükleme var.
- Daha temiz bir ara yüz: Firefox 4′de görsel olarak en çok önem verilen sekmeler, daha etkili ve sezgisel bir gezinme sunuyor.
Uygulama sekmeleri ile Gmail veya Twitter gibi siteleri sekme çubuğunun dışına taşıyarak, kalıcı bir giriş sayfası haline getirilebiliyor.
Tüm menü öğelerini tek bir düğme altında toplayan Firefox 4′deki Firefox düğmesi erişimi de kolaylaştırıyor.
- Panorama: Firefox 4′te ortaya çıkan yeni Panorama özelliği de sekme yığınlarından kurtulmaya yönelik. Bu özellik sayesinde kullanıcıların sekmeleri düzenlenebilir gruplara sürüklemesi mümkün oluyor.
-Sync: Panorama gibi eklenti olarak hayatına başlayan Sync, bir kullanıcıya ait farklı Firefox’ları eşitliyor. Bu sayede örneğin iş bilgisayardan bir restoranın konumunu arandığında, yoldayken Android cepte de aynı yönler görülebiliyor.
- Firefox 4 kullanıcıları, sadece bir kutucuğu işaretleyerek gezinme davranışlarının izlenmesini engelleyebilecekler.
- Geliştirilmiş güvenlik: HTTP Kısıtlı Taşıma Güvenliği (HSTS) ile siteler, aktarılan bilgilerin her zaman şifreli olduğundan emin olabilecekler.
- Çoklu platform desteği: IE9 sadece Windows Vista ve Windows 7′de kullanılabilirken, Firefox her zamanki gibi birden çok platformda çalışabilme özelliğini sürdürecek.

Twitter’da Ünlü Patlaması

Cornell Üniversitesi'nin araştırması, Twitter trafiğinin paylaşımı konusunda çarpıcı bilgiler ortaya çıkardı.

Kullanıcı sayısı son iki yılda büyük patlama yapan mikroblog ağı Twitter, bir avuç kişi ve kurumun hakimiyeti altında.Cornell Üniversitesi'yle Yahoo! Research tarafından yürütülen ortak çalışmaya göre Twitter'daki mesaj trafiğinin yarısı, kullanıcıların sadece yüzde 0.05'lik bir kısmı tarafından yaratılıyor.

Araştırmacılar 'normal' kullanıcılarla 'elit' kullanıcıları ayırıyor. Elit denilen kullanıcı kesimi de dört grupa ayrılıyor: Şöhretler (Lady Gaga, Obama vs.), medya (CNN, BBC vs.) kurumlar (Google vs.) ve bloglar (Engadget, Gizmodo vs.)

Toplam 200 milyon kullanıcısı bulunan Twitter’da günde gönderilen ortalama 140 milyon mesajın yarısı işte bu ‘elit’ gruplara mensup 20 bin kullanıcı tarafından gönderiliyor. Bu sayı, toplam kullanıcıların yaklaşık yüzde 0.05 gibi çok küçük bir bölümüne denk geliyor.

Harvard Üniversitesi tarafından 2009’da yapılan bir araştırmada da benzer sonuçlara ulaşılmış, o dönemde Twitter’daki mesajların yüzde 90’ının yüzde 10’luk bir kullanıcı kesimi tarafından üretildiği belirlenmişti.

PlayStation 4 Özellikleri

 
Oyun dünyası, artık çok geniş ve sürekli büyüyen bir kitleye hitap ediyor. Haliyle bu büyüme, oyun dünyasının daha da gelişmesine sebep oluyor. Bu gelişmeleri karşılamak amacıyla da oyun platformu geliştiricileri, sürekli bir yenilik içerisinde olmak zorunda…
Yeni Xbox’ın geleceği söylentilerinin ardından, yeni Playstation söylentileri de gün yüzüne çıktı. Fakat PS4 söylentileri, biraz daha yavaş geliyor. Hatta Kaz Hirai, “şu anda bir PS4 ya da siz nasıl diyorsunuz bilmiyorum ama herhangi bir yeni nesil makine üzerinde çalışmıyoruz” şeklinde bir demeç vermişti.
Yaşanan son gelişmelerden de anlaşılabileceği üzere, Sony, taşınabilir platformlar üzerinde daha yoğun bir çalışma sergiliyor. Bu da demek oluyor ki Sony, PS3′ü şimdilik yeterli görüyor, fakat yeni duyurulan NGP ve Sony Ericsson Xperia Play ile mobil platformları daha fazla geliştirmek istiyor.
Peki, PS4 çıkacağı zaman ondan neler bekleyebiliriz? Haberimizin ikinci sayfasında…
PS4, Cell işlemcileri bırakıp, x86 işlemcilere geçiş yapabilir. Çünkü bu sayede uyum sorunları ortadan kalkar. Ayrıca 2015′e kadar (ya da PS4 ne zaman çıkarsa) geliştiriciler Cell hakkında daha fazla deneyime sahip olacaklar, bu da x86 işlemcilerle daha da fazla uyumlu oyunlar geliştirilebileceği anlamına geliyor. Bu teoriyi destekleyen bir diğer madde ise, Toshiba’nın Nagasaki’deki Cell fabrikasını Sony’ye 646 milyon 320 bin dolardan geri satması oluyor. Sony büyük ihtimalle Cell işlemcileri üretmeyi durdurup, bu yongayı hurdaya bırakacak.
PS4′ün teknik özellikleri şu şekilde olabilir
16 sanal çekirdekli, 32 nm’lik işlemci barındırması, PS4info tarafından düşleniyor. Bir başka söylenti de BluRay okuyucunun kalkacağı şeklinde. PS4 kontrollerinin yeniden gözden geçirileceği de Sony’nin Özel Proje Müdürleri’nden Dr. Richard Marks’ın “oyuncuların, kendini oyunlara daha fazla kaptırmasını, daha gerçekçi bir deneyim yaşamasını istiyoruz” demesiyle su üstüne çıkan gerçekler arasında.
PlayStation 4′ün çıkış tarihi hakkındaki teorilere gelecek olursak; bu konudaki söylentilerin daha umutsuz olduğu aşikâr. Zira Sony, PS3′ün daha 10 yıl ömrü olduğunu söylüyor, fakat söylentilere göre yeni Playstation’ın en geç 2016′da çıkacağı düşünülüyor. Sony’nin PS4′ü şimdilik düşünmemesini tetikleyen bir diğer etken ise, geliştiricilerin PS3′ü henüz tam performansla kullanamaması olabilir.

Ara ve Ana Öğünlerle Zayıflayın

 
Siz de 'kilolarımı hemen vermem gerek' diyenlerdenseniz bu yazıyı okuyun!
 
Kış aylarında kontrolü elden kaçırıp kilo alanlardan bugünlerde “diyet”, “zayıflama”, “kilo kaybı” gibi kelimeleri daha yakından takip ediyorlar. 
Aslında bu üç kelimeyi de hayatınızdan çıkarıp formda kalmak mümkün bu kelimelerin yerine ihtiyacınız olan cümle şu “dengeli beslenme ve düzenli egzersiz”  sürekli kilo alıp vermek, zayıflama listelerini biriktirmek kilo kaybederken sağlığınızı kaybetmenize sebep olabilir. 

Bedeninize iyi bakın kısa vadeli ve hızlı hedefler yerine ufak ama uzun süreli hedeflere odaklanacağınız değişikliklerle yola çıkın. Bu konuda size yardımcı olacak bazı önerileri Dyt .Dilara Koçak hazırladı.
 
3 ana 3 ara öğün yapın daha çabuk zayıflayın

Günlük olarak tüketeceğiniz miktarları 6 öğün olacak şekilde ayarlamaya çalışarak az ve sık beslenin. 3 saatten fazla aç kalmamaya özen gösterin ki kan şekerinizde dalgalanmalar yaşamayın. Ara öğünler tatlı krizlerinden uzak durmak, metabolizma hızınızı arttırmak ve kolay kilo vermek için yardımcıdır. Bazı ara öğün seçeneklerini sayfanın sonunda inceleyebilirsiniz.
 
Geç yenen yemeklere dikkat
Günlerin uzamaya başlaması ile birlikte akşam yemeği saatlere daha geç saatlere kaymaktadır. Ancak bu dönemde geç saatlerde yapılan atıştırmalara dikkat etmemiz gerekmektedir çünkü özellikle gece yapılan atıştırmaları vücudumuz daha zor yakar bu nedenle de yediklerimizin yağa dönüşme ihtimali yüksektir. Fiziksel aktivitenin en az olduğu gece saatlerinde atıştırma yapılacaksa tercihlerde; enerjisi düşük ve bol lif içeren çeri domates, salatalık, havuç, kereviz sapı gibi besinlere yer vermek kalori alımı bakımından daha doğru olacaktır.
 
Hareket etmeye başlayın
Havaların ısınmasıyla birlikte spor yapmamak için yağmurlu havaları bahane etme döneminizde sona erdi. Bunun için açık havada bol oksijen alarak yürüyüş yapmaya başlayabilirsiniz. Ya da size en uygun, zevk alacağınız başka bir aktiviteye yönelebilirsiniz yeter ki hareket edin. Bizim önerimiz cardio tarzı egzersizlerinizi aç karnınıza yapmanız olacaktır ki; sabah kanda bulunan serbest yağ asidi miktarı daha yüksektir, yakılmaya hazır halde bulunur ve bu durumda daha fazla yağ yakmış olursunuz. Tabii yapılan aktivitenin süresi de önem taşımaktadır. Normalde egzersize başladıktan 18- 22 dk sonra yağ yakımı başlar çünkü büyük yağ depolarının ufak yağ asitleri haline gelmesi için bu süre geçmektedir. Sabah spor yapma imkanı olmayanların ise yemeklerden 1 saat kadar sonra spor yapmaları uygun olacaktır.
 
Hafiflemek için daha hafif beslenin
Tam tahıllı ürünleri tüketmeye özen gösterin.  Yağ alımını sınırlamak için kızartma ya da kavurma yerine ızgara, buğulama, haşlama ya da fırında yöntemleri tercih edin. Antioksidan ve vitamin- mineral ihtiyacınızı karşılamak farklı renklerde 5 -7 porsiyon kadar meyve ve sebze tüketin. Süt, yoğurt ve peynirin az yağlı olanlarını tüketmeye alışkanlık haline getirin. Et ve tavuğun görünür yağlarını ayırın, bu kısımları tüketmeyin. Sebze veya baklagil yemeklerini pişirirken 1 kilograma 2 yemek kaşığı kadar sıvı yağ ilave edin. Öğle ve akşam ki öğünlerinize salata ekleyin ancak sos olarak sadece 1 tatlı kaşığı zeytinyağı, limon ve sirke kullanın.
 
Su, su, su
Bu dönemlerde terlemeyle birlikte sıvıya olan ihtiyacımız artmaktadır 2-2,5 lt kadar su tüketilmesi önem taşımaktadır. Aslında herkesin bildiği ancak ya geçiştirdiği ya da unuttuğu bir konu su tüketimi. Lütfen su tüketmek için susamayı beklemeyin, susama hissettiğinizde vücudunuzda %1 lik su kaybı gerçekleşmiş demektir aşırı su kaybı konsantrasyon güçlüğü ve hafıza bulanıklığı yaratır.

Ara öğün seçenekleri

3 kuru kayısı, 2 parça ceviz
Yarım paket diyet bisküvi+ 1 bardak süt ile kahve
1 kutu yoğurt +10 -15 adet yaban mersini
1 kutu az yağlı süt, 1 adet taze meyve
2 adet grisini, 1 bardak ayran
Yarım paket diyet çubuk kraker+ ayran
½ simit, peynir
1 -2 dilim ekmek, 1 dilim beyaz peynir
Light kaşarlı kepekli tost, söğüş sebze
1 kutu meyveli yoğurt, 10 fındık
Yarım paket mısır pirinç çıtırı ve az yağlı kaşar ( fırınlanabilir)
1 su bardağı yağsız patlamış mısır, 1 avuç kuru üzüm
Çiğ sebzelerden oluşan salata tabağı, 1 dilim peynir, diyet kraker
1 avuç beyaz leblebi, 1 bardak kefir
5 adet kuru erik, 10 badem
Yarım yufkadan sebzeli yağsız gözleme, 1 bardak light ayran.

Adaçayının faydaları saymakla bitmiyor

 
Adaçayı (salvia officinalis) : Ballıbabagillerden; özellikle Akdeniz bölgesinde yetişen ıtırlı bir bitkidir. 

Menekşeye benzeyen çiçekleri haziran, temmuz aylarında açar. 
Yaprakları uzun, kenarları tırtıllı, beyazımsı yeşil renktedir. Hafif kafuru kokusu vardır. Çiçek açtığı zaman toplanıp, kurutulur.

Adaçayının Faydası :

 
Mide va bağırsak gazlarını giderir.
 
Mide bulantısını keser.
 
Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar.
 
Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir.
 
Göğsü yumuşatır.
 
Astımdaki sıkıntıları geçirir.
 
İdrar ve ter söktürür.
 
Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir.
 
Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.

İşten Zevk Aldıran Öneriler

Cuma günü tatilin habercisi, kimileri için işi yavaşlatmak için fırsat. Pazartesi ise neredeyse büyük çoğunluğun takvimden çıkarmak istediği gün...

Pazartesi sendromu, bahane mi? Yoksa özellikle ilgilenmesi gereken bir sorun mu?..

Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi`nden Uzman Psikolog Şencan Çıldır, her iki durumla ilgili bilimsel açıklamalarda bulundu.

Cuma günleri işleri yavaşlatma eğilimi hangi faktörlerin etkisi ile ortaya çıkar?
Eğer iş maddi ve manevi anlamda tatmin vermiyorsa, bu da yavaşlamanın sebebi olabilir. Cuma günleri hafta içi çalışma günlerinin sonu olması itibariyle kişide bir yılgınlık ve yorgunluğun ortaya çıkması söz konusu. Hafta boyunca enerjisini ekonomik kullanamayanlar haftanın son iş gününde ister istemez yavaşlayacaklardır. Hafta sonunda da yeterince dinlenemiyorsa, motive de olamayacak ve işi yaparken ihtiyacı olan enerjiye sahip olmayacaktır. İşler yavaşlıyorsa çalışanların fiziksel ve ruhsal açıdan dinlenmeye ve motive edilmeye ihtiyaçları vardır diyebiliriz.

Cumayı da verimli ve eğlenceli bir güne dönüştürmek mümkün mü?
Bazı iş yerleri cuma günleri çalışanların giyimlerine serbestlik getiriyor ve isteyen istediği gibi giyinerek işe gidebiliyor. Bu cuma gününü daha sevimli hale getirebiliyor. Buna benzer düzenlemeler yapılabilir. Ayrıca cuma günü hafta sonu için plan veya organizasyon yapmak da işlevsel olacaktır.
 
Pazartesi sendromunu tanımlar mısınız?
“Pazartesi Sendromu” hafta sonu tatilinin ardından pazartesi işe/okula başlamakla ilgili isteksizlik ve mecburiyetin verdiği sıkıntı halidir. Ancak pazartesi sendromunu çözmek istiyorsa kabul edelim ki bu aslında pazartesi ile ilgili bir sorun değil, pazartesi sadece haftanın günlerinden biri... Bu günde karşılaşacaklarımız diğer günlerden çok farklı değil, ancak anksiyete uyandırıyor, bunun sebebi de pazartesi kelimesinin çağrıştırdıklarıdır. Birçok kişide sorumluluk duygusu, yeni gelen günün getireceği sorumlulukları ya da işle/okulla ilgili olumsuzlukları çağrıştırıyor olabilir. Örneğin; erken kalkmak, o gün yetişmesi gereken işler, teslim edilmesi gereken ödev... Genel olarak kişinin işiyle ilgili olumsuz ya da olumlu düşünce ve duyguları pazartesi sendromunun derecesini belirler.

Bu çağrışımın oluşmasında cuma yorgunluğu etkili mi?
Bu çağrışım aslında cuma gününden başlıyor ve pazar günü rahatsız edici hale gelerek tatil gününün tadını da çıkaramayabiliyoruz. Düşündüğümüzde hayatımızın büyük bölümünü iş yerinde çalışırken geçiriyoruz. Bize sadece yapmak istediklerimizi gerçekleştirmek için kalan zaman pazar günü ve bu günde ne yapacağımızı şaşırabiliyoruz genelde. Bu değerli gün bitti bitecek kaygısı ile huzursuz bir hale bürünebiliyor.
 
Belirtileri nelerdir? Başka bir ruhsal sorunun habercisi olabilir mi?
İsteksizlik, enerjisizlik, sabahları uyanamama, anksiyete (kaygı, endişe) belirtileri yaşanabilir. Bunlar mide bulantısı, kalp çarpıntısı, vb. olabilir. Bu saydıklarım ayrıca başka psikolojik rahatsızlıkların bazı belirtileri ile çakışıyor. Ancak o hastalığın olduğu anlamına gelmez. Ancak pazartesi sendromu, tükenmişlik sendromu veya depresyon yaşayan kişilerde de isteksizlik, enerjisizlik ve işle ilgili motivasyon kaybı gibi belirtilerin görüngüsü olabilir.

Kimlerde ya da hangi durumlarda daha sık görülür?
Günümüzde, dereceleri farklı olmakla birlikte bir çok kişide görülüyor. Ancak işle ilgili anksiyete yaşayanlar, yoğun sorumluluk duygusu hissedenler, performans kaygısı olanlar, çok yoğun çalışanlar ve iş yeri ile ilgili olumsuz yaşantıları olanlarda daha sık görülebilir. Ayrıca kişi hafta içinde kendine nasıl zaman ayıracağını ve dinleneceğini bilmiyor, zamanını iyi yönetemiyorsa pazarı takip eden pazartesi kabus olabilir.

Bu bahane midir?
Son zamanlarda o kadar çok kullanılmaya başlandı ki, kimin ne anlamda kullandığını ilk etapta anlamak zor olabiliyor. Ancak kişi yukarıda saydığımız belirtileri yaşıyorsa bu bahaneden çok gerçek bir problemdir ve yardım almayı gerektirebilir.

Neler yapılmalı?
Diğer haftadan ertelemiş olduğumuz işler de pazartesi sendromumuza katkıda bulunur. Bu yüzden pazartesi döndüğümüzde ayağımıza takılacak işleri bırakmamaya dikkat edebiliriz. Ancak en önemlisi pazar gününü bitti bitecek kaygısına kapılmadan kaliteli geçirebilmek. Ayrıca dinlenmek ve güzel vakit geçirmek için tek zamanın pazar olmadığını da hatırlayalım, bize zevk veren aktiviteleri yeterince dinlenmeyi tüm hayatımıza yayalım.

Pazartesiye hazırlık yapmak mümkün mü?
Pazartesi kelimesinin kişiye neler çağrıştırdığı önemli, pazartesi gününü zihnimizde rahatsız edici olaylar dizisinin başlangıcı olarak kodlamış olabiliriz. Bu çağrışım bağını anlayıp geçerliliğini sorgulamak olumsuz hislerimizi azaltabilir. Kendimize özel hafta sonu programları hazırlamak, iyi bir uyku uyumak ve pazartesinin zihnimizdeki kötü imajını silmek daha rahat adapte olmamızı sağlayabilir.

Pazartesi, Mart 28, 2011

Hayal Kurma Seks Yap !

Ruh sağlığı üzerine yapılan kapsamlı araştırmaya göre insanlar, zamanların yaklaşık yarısını (yüzde 46,7) başka şeyler düşünerek ve hayal kurarak geçiriyor ve bu da devamlı mutsuz olmalarına sebep oluyor.

Ânı yaşamanın faydalarına ilişkin ifadelere, dini geleneklerden felsefi okullara bir çok alanda rastlamak mümkün. Ancak bu görüş bugüne kadar ilk kez bilimsel bir araştırmayla da desteklenmiş oldu.

Harvard Üniversitesinden psikologlar, 2250 gönüllü deneğin günlük faaliyetlerini, duygu ve düşüncelerini kaydetmelerini istedi. Denekler, herhangi bir işle uğraşırken aslında ne düşündüklerini ya da kendilerini en çok neyin mutlu ettiğini de kaydettiler.

Araştırma için iPhone cep telefonlara yüklenen bir uygulama kullanıldı.

SONUÇLAR ŞAŞIRTICI
Katılımcılar, gün içinde bu uygulama üzerinden gelen soruları yanıtladı, yaptıkları işleri ne kadar mutlu ya da mutsuz olduklarını not etti. Katılımcılar arasında anket sorularına sevişirken bile yanıt verenler oldu.

Uzmanlar, anket sonucunda insanların en çok sevişirken, spor yaparken ya da bir sohbet içindeyken mutlu olduklarını, en az da işyerinde, dinlenirken ya da evde bilgisayar kullanırken mutsuz olduklarını belirledi.

Araştırma ekibi, hatıralarını anımsayan, geleceği fazla düşünen ya da gün içinde hayallere dalan kişilerin, keyif veren şeyleri düşünseler bile daha mutsuz oldukları sonucuna vardı.

Araştırmaya göre insanlar dikkatlerinin yüzde 90′ını verdikleri seks faaliyeti dışında, en dikkat gerektiren işlerde dahi, zamanlarının yüzde 30′unda başka konulara odaklandıklarını itiraf etti.

iPhone uygulaması üzerinden mutluluk araştırmasına katılanların sayısının 5 bini geçtiğini söyleyen Harvard Üniversitesi uzmanları, internet üzerinden dünyanın farklı coğrafi yerlerinden de katılım sağlanmasını umduklarını söylüyor.

BBC Türkçe

Dikkat! Fotograflarınız Facebook Reklamlarında Çıkabilir!

Facebook her geçen gün yeniliklere el attığı gibi saçma sapan olaylarıda beraberinde getiriyor.Aman Dikkat!Kendi resminizi, hiç haberiniz yokken bir reklamda görürseniz şaşırmayın; artık bu mümkün..
Facebook, sponsorlu reklamlarda üye resimlerini kullanmaya başladı. Facebook’un yeni ‘Sponsorlu yazılar’ planı Ocak ayında duyurulmuştu ve görünüşe bakılırsa yeni özellik şu an devrede.
Yeni reklam kampanyasına göre bir veya birden fazla arkadaşınız bir ürünü ‘beğenmiş’ ise bu ürüne sizin de eğilimli olduğunuz düşünülüyor. Dolayısıyla size önerilen sponsorlu reklamlarda bir arkadaşınızın resmi yer alabiliyor.
Bundan daha kötüsü ise yakın zamanda üçüncü parti reklamcıların da Facebook uygulamalarında isminizi ve resminizi kullanacak olması. Kampanyanın dışında kalmak için bir seçeneğin mevcut olması, bu tür bir paylaşımın yapılacağını ortaya çıkarıyor.
Üçüncü parti reklamların dışında kalmak için Hesap Ayarlarınızda (Gizlilik Ayarları değil), Facebook Reklamları sekmesine tıklamanız ve karşınıza gelen ‘Platform sayfalarındaki reklamların bilgilerimi şu kişilere göstermesine izin ver’ seçeneğini ‘hiç kimse’ olarak değiştirmeniz gerekiyor.

Cumartesi, Mart 26, 2011

Ateş Hortumu – Fire Tornado - Video

Siz daha önce böyle bir şey görmüş müydünüz? Ortada bir yangın var ve yangının içinden gökyüzüne doğru uzayan bir alev. Bu olayın bir açıklamasını bulamadım. Bulamadığıma göre yok demek ki.

İlk Futbol Nerede Oynandı, Türkiye'ye Nasıl Geldi? Futbol'un Tarihi

 
On birer kişiden oluşan iki takım arasında oynanan ve oyuncuların küre biçiminde şişirilmiş özel bir topu el ve kollarını kullanmadan rakip kaleye sokmasına dayanan spor dalıdır.
On birer kişiden oluşan iki takım arasında oynanan ve oyuncuların küre biçiminde şişirilmiş özel bir topu el ve kollarını kullanmadan rakip kaleye sokmasına dayanan spor dalıdır.

İlk zamanlardan bu yana, küre şeklinde yuvarlanan cisimler bir oyun ve spor aracı olarak insanoğlunun dikkatini çekmiştir. Futbol oyununun ilk defa nerede ve ne zaman oynandığı bilinmemektedir; fakat tarihi araştrmalara göre ayakla oynanan top oyunlarının Sümerler’e kadar ulaştığı bilinmektedir.

Mısır'da mezarlardaki duvar resimlerinde ayakla top oynayan insan figürlerine rastlanmıştır. Hatta bu zamandan kalma, 7.5 cm çapında deri veya ketenden yapılmış toplar 2500 yıl önceden günümüze kadar ulaşmıştır ve kimi müzelerde sergilenmektedir. Homeros da "Odiesa"da top oyunlarından bahseder.

M.Ö 2500 yıllarında da Çin'de yere dikilmiş iki mızrak arasından bir topu tekmelemek suretiyle geçirmeye çalışarak talim yapıldığı bilinmektedir

Orta Asya Türklerinin de kız ve erkeklerden kurulu karma takımlarla, topa elle dokunmadan, sadece ayak ve kafa ile vurularak rakip kaleden içeri atmaya çalışarak bir oyun oynadıklari kaynaklarda yer alıyor. İçlerinde Kaşgarlı Mahmut'un da bulundugu pek çok tarihçinin kitaplarında da Türklerin oynadığı "Tepük" isimli bir oyundan bahsedilir. Bu oyunun söylenen kuralları günümüz futbolununkilere oldukça benzer. Elle oynamak yasaktır, faullü hareketler tespit edilmiştir, top oyun alanının dışına çıkamaz.

Günümüz modern futbolunun temeli ise Romalı askerler arasında oynanan “harpastum” adlı oyundur. Futbolun Avrupa’daki tarihi ise büyük bir tartışma konusudur. Fransızlar, İngilizler ve İtalyanlar futbolun ilk defa kendi ülkelerinden diğer ülkelere yayıldığını iddia etmektedirler. Lakin futbol tarih boyunca hemen hemen bütün medeniyetlerde benzer biçimlerde boy göstermiş olsada bugünkü haline en yakin şeklini 17. yüzyılda İngiltere'de almıştır.

Daha sonraki gelişimi ise şöyle gösterilebilir:

1841 - Futbol topunun tam bir küre biçiminde olmasının kabulü

1800'lü yıllarda bir futbol topu


1848 - "Cambridge kuralları" adı altında futbol kuralları toplanmış ve bu kurallarla ilk futbol maçı Cambridge'de ögrenciler arasında ilk futbol maçının oynanması.

1855 - Bir İngiliz takımının ilk kez yurt dışına çıkarak futbol oynaması ve böylece Almanya'da futbolun temelini atması

1857 - İngiltere'de ilk futbol kulübü Sheffield Club'in kurulması.

1863 - İngiltere Futbol Federasyonu'nun ve böylece modern futbolun doğuşu

1870 - Portekiz'de oturan İngilizlerin burada futbolu yaymaya başlamaları.

1871 - "Kral Kupası" veya "İngiltere Federasyon Kupası" nın başlaması

1893 FA Kupası Final maçında kullanılan top
Wolves 1 Everton 0


1872 - "İngiltere-Iskoçya" : ilk milli maç.

1875 - Kalelere üst direk konulması ve topa kafayla vurulmasına izin verilmesi

1876 - Korner kuralının kabulü

1879 - Glasgow'dan Darwen'e para teklifiyle futbolcu getirilerek profesyonellik yolunun açılması.

1882 - Futbol kurallarında değişiklik yapmaya yetkili "International Board"un kurulması

1885 - Profesyonelliğin İngiltere'de resmen kabulü

1886 - Ofsayt kuralının kabulü

1889 - Danimarka ve Hollanda'da futbol federasyonlarının kurulması

1890 - Futbol maçlarında tam yetkinin hakemlere verilmesi

1891 - Penaltının kabulü

1893 - Amerika'da ilk futbol federasyonunun Arjantin'de kurulması

1895 - İngiltere'de bayanların ilk futbol maçını oynaması

1899 - Sürenin 90 dakika, ölçülerin 118.4 x 91.4 olarak belirlenmesi

1901 - Sheffield United - Tottenham Hotspur federasyon kupası finalini 110.802 kişinin izlemesi.

1902 - İngiltere dışında oynanan ilk milli maçta Avusturya'nın Macaristan'ı 5-0 yenişi.

1903 - Averajın kabulü

1904 - Belçika, Fransa, Danimarka, Hollanda, İspanya, İsveç, İsviçre'nin FIFA'yı kurması

1906 - Kıtalar arasi ilk milli maçta Güney Afrika'nın Brezilya'yı Brezilya'da 5-0 yenişi.

1907 - Kendi sahasında bulunan bir futbolcunun ofsayt sayılmamasının kabulü

1908 - Londra Olimpiyat Oyunları'nda futbolun ilk kez olimpiyat oyunlarında yer alması.


Futbolun Türkiye'ye Gelişi

Modern futbolun İngiltere'den çıkarak yayılması sırasında Osmanlı İmparatorluğunun belli başlı ticaret limanlarındaki kentlere yerleşen İngilizler futbolu ülkemize sokan kişiler olmuşlardır. İstanbul, İzmir, Selanik futbolun oynandığı ilk 3 şehir olmuştur. Buralarda İngilizler futbol oynarken Rumlar da onlara katılmışlar ve hem futbol oynayanlar hem de takımlar önemli sayıda artmıştır. Osmanlı topraklarında ilk futbol maçının 1875'te Selanik'te oynandığı bilinmektedir. 1877 yılında ise İzmir'in Bornova çayırlarında futbol maçları yapılmıştır. Ancak, bu sıralarda Müslüman gençlerin futbol oynamaları hoş karşılanmayacağı için. Türklerin futbol oynamaları için biraz daha süre geçmesi gerekmiştir. İzmir'de ilk futbol kulübü 1984 yılında İngilizler tarafından kurulmuş ve adı "Football Club Smyrna" olmuştur. İstanbul'da futbol oynanmaya başlanması ise ancak 1895 yılında Kadıköy ve Moda'da olmuştur. İzmir'den İstanbul'a göçen İngilizler burada futbol oynamışlardır. Buradaki Rumlarda futbola merak sarmışlardır ve futbol İstanbul'da çok büyük bir hızla yayılmıştır

Canlı Saçlar İçin Neler Yapılmalı ?

Uzmanlar, her evde bulunan malzemelerle rahatça hazırlanabilecek doğal maskelerin, satın alınacak pek çok ürüne nazaran saçlara çok daha iyi geldiğini belirtiyor.


IŞILTILI SAÇLAR İÇİN

Zeytinyağı ve bal tedavisi: Yarım çay fincanı yeşil zeytinyağıyla bir çay fincanı süzme balı karıştırın. Bu sıvıyı iyice sallayıp çalkalayın ve bir kaç gün dinlenmeye bırakın. Daha sonra bu karışımı baş derinize ovarak ve tarayarak yedirin. Ancak bu işlemi yaparken, tarağın dişlerinin baş derinize batmamasına özen gösterin. Başınıza bir naylon torba geçirerek, başın sıcaklığını muhafaza etmeyi sağlayın. Karışımı başınızda yarım saat beklettikten sonra, saçlarınızı bol suyla durulayın. Bu işlem, koyu renk saçların ışıltılı bir hal alıp parlamasını sağlar.

Protein tedavisi: Yumurta ile yapılacak protein tedavisi, hemen hemen her tür saç için uygundur. İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke, mümkünse elma sirkesi ilave edin. Saçınızı bir kez şampuanladıktan sonra saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20 dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice duruladıktan sonra saçlarınızın çok kısa sürede canlandığını fark edeceksiniz.

Kakao yağı tedavisi: Uzmanlar, koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemini ise şöyle anlatıyor: İçinde su kaynayan genişçe bir tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak, buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın.

Mayonez tedavisi: Saç derisinin tıkanmış olmasından dolayı kaynaklanan yağ eksikliği açığını gidermek için mayonez tedavisi uzmanlar tarafından öneriliyor: Bir yumurtayı, 1 çorba kaşığı sirkeyi, 2 çorba kaşığı bitkisel yağı, karıştırarak çırpın. Bu karışımı baş derinize ovarak iyice içirin. Ardından saçlarınızı tarayarak, bütün karışımın saçlarınıza eşit yayılmasını sağlayın. 15 dakika böyle bekledikten sonra saçlarınızı yıkayarak durulayın.'

Güzel Cilt İçin Patates Masajı

Cilt bakımı her yaşta mutlaka yapılması gereken bir alışkanıktır. Bakım yaparken bazı ipuçlarını bilmek daha bilinçli bir bakım sağlar. İşte onlardan birkaçı:

* Genel yüz temizliğinde kullanılan maskelerden peeling etkisine sahip olanları tercih edin.

GÜZELLİK UYKUSUNA YATIN

* C vitamini, kan dolaşımını ve kolajen üretimini hareketlendirdiğinden, bu tip ürünleri tercih edin.

* Alnınızda oluşacak kırışıklıkları önlemek için ayak parmaklarınızın üst kısmına sertçe bastırın.

* Cildinize proteinli ve bitki özlü olan nemlendiriciler sürün.

* Yüzünüzü haftada 2 defa kremleyerek 5 dakikalık masaj yapın.

* Gece saat 1'den önce güzellik uykusuna yatmayı ihmal etmeyin.

* Koku kompresleri cilt ve duyuları canlandırır. 4'er damla limon ve selvi ağacı özünü, 2 damla ardıç yağını, 2 litre kaynar su içine koyun. Özel yüz havlunuzu bu karışımın içine daldırın ve yüzünüze koyun.

* E vitaminin bulunduğu kremler hücrelerin gerilimini azaltır.

PATATES MASAJI ÇOK İYİ

* Ağzınızı kapatın, yanaklarınızı içeri doğru çektikten sonra, ellerinizin yardımı ile yavaş yavaş gerin.

* Patates masajı cildi tazeler ve dinlendirir. Öncelikle çiğ patates dilimlerini 10 dakika buzdolabında bekletin. Cilt temizliğinizi yaptıktan sonra, soğumuş patates dilimleriyle yüzünüze masaj yapın.

* Kolajen tabakasını harekete geçirecek bir içecek hazırlayın. Bu içecek için 250 gr domatesi, 2 şeftaliyi, kabuğu soyulmuş yarım limonu ve bir havucu katı meyve presine koyun. Daha sonra bir damla zeytinyağı ve bir miktar iyot tuzu ekleyin ve iyice karıştırın.

* Oksijen maskesi, bir çeşit expres lifting görevi görür. Bu uygulama sayesinde, hücrelerin oksijen alımı 10 dakika içinde yoğunlaşır. Sonuç olarak, cilt olabildiğince taze ve sağlıklı bir görünüme kavuşur.

* Turuncu ışık, hücreleri canlandırır. Mavi ışık oksijen alımını artırır. Sarı ışık ise cildi ölü hücrelerden arındırır. Ayrıca yeşil ışık kuproza karşı etkilidir. Renkli ışık tedavisi sadece güzellik merkezlerinde uygulanmaktadır.

Hepimizi Tehdit Eden Hastalık

Teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde özellikle bilgisayar kullanıcılarını tehdit eden Karpal Tünel Sendromu'nun (KTS) hafife alınmaması gerektiği bildirildi.


KTS’nin ellerde ağrı ve uyuşmayla başlayan sinir hastalığı olduğunu belirten uzmanlar, parmakların hareket etmesini sağlayan sinirin bileğin iç yüzünde yer alan karpal tünel şeklinde dar bir geçitte sıkışması sonucu ortaya çıktığını söyledi.

KTS'nin belirtilerinin genelde çok yavaş geliştiğini kaydeden uzmanlar, “Çoğunlukla avuç içi, baş, işaret ve orta parmakta yanma, karıncalanma veya uyuşma şeklinde başlar. Birçok KTS hastası parmaklarında şişkinlik hissini ifade eder; ancak gözle görülür bir şişlik görülmemektedir. Semptomlar genellikle gece saatlerinde ve özellikle uyku sırasında ellerinin birinde veya her ikisinde başlar, hastalık ilerledikçe şikâyetleri gündüz saatlerine de yayılır.

Kişi ellerini sallama ve sarkıtma ihtiyacı duyar. İleri aşamalarda bilek ağrısı ile birlikte yumruk yapma, ufak eşyaları tutabilme veya ince işleri yapma zorlukları yaşar. Bazı hastalar soğuk - sıcak ayırımını yapamaz hale gelir. Kronik ve tedavi edilmeyen vakalarda başparmağın avuç içi, dip kaslarında erime görülür” diye konuştu.
KTS’nin bilekte burkulma veya kırıklar gibi travmatik sebepler, şeker hastalığı, hipofiz bezinin aşırı çalışması, hipotiroidi, romatoid artrit ve bilek eklemlerindeki mekanik problemlerden kaynaklanabildiğini anımsatan uzmanlar, “Yine, aşırı bilgisayar veya titreşmeli alet kullanımı, uzun süreli el işi ve uğraşları da karpal tünel sendorumuna sebep olabiliyor. Erken teşhis ve tedavi, kalıcı hasarın önlenmesinde önemli rol oynuyor. Detaylı bir nörolojik ve fizik muayene ve EMG testi ile hastalığa tanı konulabiliyor” dedi.

Cuma, Mart 25, 2011

Samsung Android 3.0 işletim sistemli Galaxy Tab 8.9 tabletini tanıttı - Video

 
Galaxy Tab 8.9 ile tanışmaya ne dersiniz? Android 3.0 Honeycomb, 1 Ghz Dual Core işlemci, 10.2 Flash desteği ve daha fazlası.


Galaxy Tab ailesinin üçüncü modeli olan 8.9-inç büyüklüğündeki yeni tabletini dün tanıttı.

Ekim ayından bu yana satışta olan 7-inç boyutundaki ilk model ve Mobil Dünya Kongresi'nde tanıtılan 10.1-inç boyutundaki ikinci modelin arasına konumlandırılan Galaxy Tab 8.9-inç, Google'ın Honeycomb kod adını taşıyan Android 3.0 işletim sistemini kullanan tablet bilgisayar, 8.6mm olarak açıklanan kalınlığı ile iPad 2'den (8.8mm) daha ince bir yapı sergilerken, Samsung tarafından "dünyanın en ince" tablet bilgisayarı olarak tanımlanıyor. 470 gram ağırlığa sahip olan Galaxy Tab 8.9, ARM'ın Cortex-A9 mimarisini temel alan 1GHz hızında çift çekirdekli işlemciye sahip.

Video:


İşte karşınızda HTC'nin Android 2.4lü çift çekirdekli amiral gemisi Pyramid!

 
Dev gibi bir ekran, müthiş bir işlemci ve Android 2.4... İşte internete sızan son HTC bombası...

HTC'nin ilk çift çekirdekli telefonu internete sızdı. GSMArena'nın ortaya çıkarttığı telefonun adı, HTC Pyramid.

Yukarıda da sanal resmini görebildiğiniz telefonun özellikleri ise şu şekilde; 1.2GHz çift çekirdekli işlemci, 768MB RAM, 8 megapiksel kamera, HTC Sense'in son sürüm arayüzü ve Android 2.4. 4.3 inç'lik bir ekrana da sahip olacak olan telefonun ekranı, görüntüden anlaşıldığı kadarıyla Motorola Atrix 4G ve Motorola Droid Bionic'te kullanılan qHD teknolojisini kullanacak.

Haziran'da piyasada olacağı konuşulan telefonun Android 2.4 işletim sistemi kullanacağı düşünülürse, Android'in yeni sürümünün de Yaz mevsimi başında çıkacağını düşünebiliriz. Tabii hangi telefonların Android 2.4'e hemen geçebileceğini kestirmek mümkün değil. Android 2.4'ün, tablet sürümünün ve akıllı telefon sürümünün özelliklerini birleştireceği de konuşulanlar arasında.

Turkcell Xperia X10 mini ile Android kolaylığını cebinize taşıyor.

 
Xperia X10 mini ile Android kolaylığı cepte!
Küçük boyutuyla dikkat çeken Xperia X10 Mini, Market açık olarak satışa sunuluyor. İşte detaylar...


Sony Ericsson, akıllı ve güler yüzlü Xperia X10 mini ile Android kolaylığını cebinize taşıyor. Android Market açık olarak gelen Xperia X10 mini, cebinizi ücretsiz Android uygulamaları ile özelleştirmenizi sağlıyor. Xperia X10 mini, Turkcell İletişim Merkezleri ve Turkcell'in anlaşmalı olduğu zincir mağazalarda, internet paketiyle birlikte ayda 35 TL'den başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor.

Xperia X10 mini'de akıllı ve eğlenceli bir telefonda ne ararsanız var: Kolay şebeke kurulumu, hızlı e-posta ayarları, Android Market ile 100 binden fazla kullanışlı ve eğlenceli ücretsiz uygulamaya erişim ve Android browser ile süper hızlı internet deneyimi! Ergonomik tasarımı ve küçük boyutlarıyla elinizden düşüremeyeceğiniz Xperia X10 mini, aynı zamanda kıyafetinizi tamamlayan şık bir aksesuar olacak.

Küçük ama marifetli Xperia X10 mini, Facebook gibi sosyal medya araçlarını son derece kullanışlı bir ekranda birleştiren Sony Ericsson Timescape uygulamasıyla birlikte geliyor. Xperia X10 mini'nin süper duyarlı dokunmatik ekranı ile telefonunuzu tek elle kullanabilir ve iletilerinizi yine tek bir dokunuşla Facebook, Twitter gibi ortamlarda anında paylaşabilirsiniz. Android tabanlı Xperia X10 mini, sürükle-bırak destekli hassas dokunmatik ekranı ile masaüstünüzü istediğiniz gibi düzenleyip telefonunuzu baştan yaratmanızı sağlıyor.

Basın bülteninden derlenmiştir.

Opera'nın 2 minik sürümü Opera Mobile 11 ve Opera Mini 6 yayında!

 
Opera'nın 2 minik sürümü yenilendi; indirilmeye sunuldu! İşte dikkat çeken yeni özellikler...

Opera, mobil tarayıcılarının yeni sürümünü yayınladı. Salı günü yayınlanan Opera Mini 6 ve Opera Mobile 11, gelişmiş kaydırma, gezinme ve yakınlaştırma özellikleri sunuyor.

iPhone ile ünlenen 'çimdikleyerek yakınlaşma' özelliği, iki tarayıcıda da destekleniyor. Yeni 'paylaş' düğmesi ise bağlantıları Twitter, Facebook gibi çevrim içi hizmetlere gönderebilmenizi sağlıyor.

Opera Mini, siteleri bir proxy yardımıyla sıkıştırıyor ve bunun ardından istemciye göndererek açıyor. Bu sayede yavaş bağlantılarda indirme süreleri kısalırken, bellek kullanımı da düşürülmüş oluyor. Opera Mobile da bu proxy sunucularından faydalanabiliyor, ancak sitelere direkt olarak da bağlanabiliyor. Opera Mobile, masaüstü Opera'da kullanılan 'Presto' rendering motorundan faydalanabiliyor.

Opera Mini 6, J2ME, Android, BlackBerry ve Symbian/S60 telefonlarında çalışıyor. Opera Mobile 11 ise Android ve Symbian'da çalışıyor. MeeGo, Maemo ve Windows 7 (masaüstü işletim sitemi) için ise test sürümleri mevcut.

Yeni mobil Opera'ları buradan indirebilirsiniz.

Parlak bir gülüşe sahip olmak ister misiniz?

 
Dişlerinizin parlak ve sağlıklı olması gülüşünüzün de etkileyici olmasını sağlar. Peki bunun için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?

Vücudunuzun sağlığı için dişlerinizin temiz ve sağlıklı olması en önemli kuraldır. Çünkü dişinizdeki çürükler kalp romatizması, böbrek hastalıkları gibi çok ciddi problemlere yol açabiliyor. Bu nedenle sağlığınızı korumak için dişlerinize özen göstermeniz ve yılda en az 2 kez diş hekimine gitmeniz gerekiyor. Foxnews'te yer alan habere göre, işte parlak ve sağlıklı dişlere sahip olmak için yapmanız gereken 10 şey:

- Şekerli atıştırmalıklardan ve sigaradan uzak durun: Sigarayla birlikte bol miktarda kalori içeren asitli ve şekerli içecekler dengeli beslenmenin parçası değildir. Fakat diş çürüğüne yol açan şekere ilave olarak, gazozların asitli yapısı dişin minesini aşındırabilir.

- Dişlerinizi güçlendiren yiyecekler tüketin: Süt ürünleri kalsiyumla doludur ve diş minesinin en dış katmanını güçlendirir. Diğer yandan soğanda bulunan sülfür bileşenleri bakterilerle savaşır. Soğan ağız kokusuna yol açabilir, ancak çiğneyeceğiniz sakız ile hem nefesinizi tazelersiniz hem de diş plağının kaldırılmasına yardım edersiniz.

- Yemek yedikten sonra dişlerinizi hemen fırçalamayın: Eğer yemekten hemen sonra dişlerinizi fırçalarsanız öğle yemeği artıklarından daha fazlasını dişlerinizin üzerinden kaldırırsınız. Yemekten sonra 30 dakika beklemezseniz, diş minesinin katmanları da fırçalamayla gider.

- Yılda 2 kez dişlerinizi beyazlatın: Günde bir fincan kahve dişlerinizde ciddi şekilde lekelenmeye yol açabilir. İyi ki evde diş beyazlatma sistemleri dişlerinizi temizliyor. Bunların hepsi etkili, kullanımı kolay ve maddi açıdan da fiyatı makuldür.

- Dil spatulası kullanın: Nefesiniz kötü mü kokuyor? Dilinizin üzerinde bakterilerin oluşması bu kokunun nedenidir. Diş fırçanızı ağzınızın içinde yanaklarınıza ve dilinizin üstüne sürtebilirsiniz. Ancak bunun yerine dil spatulası kullanırsanız bu bakterilerin tümünden kurtulursunuz.

- Diş fırçanızı kapalı bir şekilde temiz bir yerde saklayın. Diş fırçanızı banyoda saklamanız normaldir. Fakat ılık, nemli ortam mikroplar için iyi bir ortamdır. Her kullanımdan sonra diş fırçanızı ılık suyla durulayın ve bir dolabın içine ya da çekmeceye dik olarak koyun. Böylece tamamen kuruyacaktır.

- Diş fırçanızı ya da fırça başlığınızı düzenli olarak değiştirin: Her 3 ayda bir diş fırçanızı yenileyin. Fırçanızın kılları tam olarak bozulmamış olsa bile en az 4 ayda bir yenisiyle değiştirin. Ancak hastalanırsanız ya da başka biri fırçanızı kullandıysa hemen yeni fırça alın.

- En az yılda 2 kez diş hekimine gidin: Hemen hemen herkesin yılda bir kez dişlerini profesyonel olarak temizletmesi gerekiyor. Fakat, çok az kişi yılda bir kez diş hekimine gidiyor.

- Haftada 3-4 kez diş ipi kullanın: Diş ipleri gıda artıklarını yok etmez. Bunun yerine çürüklerden, dişeti iltihabı ve diş kaybından sorumlu olan diş plağının yok edilmesiyle ilgilidir. Diş ipiyle sadece 60 saniye yapacağınız temizliğin çok büyük yararı vardır. Bu işlem sırasında dişetlerinizde kanama oluyorsa, diş hekimine gitme zamanınız gelmiştir.

- Günde en az 2 kez 2 dakika boyunca dişlerinizi fırçalayın: Dişlerinizi ve dişetlerinizi temiz tutmanız için yapılması gereken en önemli şeylerden biri diş fırçalamaktır. Sabah ve geceleri yatmadan önce dişlerinizi mutlaka 2 dakika süreyle fırçalayın.

Evimizde Peygamberimiz'i anlatmanın yollarını aramalıyız

 
Çocuklar anne-babayı örnek alıyor, ya siz kimi örnek alıyorsunuz? Sizin örnek almadığınızı çocuklarınız da rol model almaz. Bu nedenle "Çocuklarımın Peygamberimiz'i sevmesini, O'nu örnek almasını istiyorum." diyorsanız kıldığınız namazdan ettiğiniz duaya, insanî ilişkilerinizden sözlere kadar dikkatli olmalısınız.

Çocuklar anne ve babalarını model alır. Peki, anne-babalar hayatlarında kimi model alır?


Anne-babalar, en güzel ahlak üzerine yaratılmış olan Allah'ın sevgili kulu Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'i (sas) örnek alırlar mı? O'nun sünnetlerine uyanların hem bu dünyada hem de ahirette mutlu olacağını biliyorlar mı? Çocuklarının kendisini keşfetme yolculuğunda yol gösterici rehber olarak Peygamber Efendimiz'i anlatıp, "O"nu tanıtıp, Peygamber sevgisini verme gayret ve çabasına giriyorlar mı?

İnsan tanıdığını ve bildiğini sever. Ve ancak Peygamber davranışlarıyla kendi hayatının anlamını bulmuş olur. 20'li yaşlara kadar kişilik gelişiminin devam ettiğini düşünürsek Peygamber Efendimiz'i anlatma ve tanıtma tarzını 3 ayrı dönemde inceleyebiliriz.

İLK 7 YIL

7 yaş öncesi anne-babayı model alma, taklit etme ve oyun dönemidir. Bu dönemde rolümüz; Peygamber Efendimiz'i örnek alarak, sünnetlerine uyarak kendi hayatına geçirmeye çalışan bir anne-baba modeli olmalıdır. Okulöncesi dönemde çocuklar anne-babasının sözlerinden çok davranışlarını zihinlerine kaydeder. Anne-babasının saygıyla kıldığı namazları, ağlayarak yaptığı dua ve yakarışları, yaşadığı sıkıntı karşısında gösterdiği tevekkül ve sabrı, komşusuna yaptığı iyilikleri, tebessümü, alçakgönüllülüğü ve tüm ahlaki değerleri davranışsal gözlem ile öğrenirler. Davranışlarımız düşüncelerimizi yansıtmıyorsa; samimi, ciddi, hassas davranamıyorsak çocuğumuza hakiki model olarak Peygamber Efendimiz'i (sas) ne kadar anlatsak da sünnetleri hayatına geçirmesinde etkili olamayız.

7-14 YAŞ

7 yaşından sonra Peygamber Efen-dimiz'i sevmesi için çocuğumuza sürekli O'ndan (sas) bahisler açmalı, onun ve arkadaşlarının hayatlarını da merakını uyandıracak şekilde hikâyelerle anlatmalı, onları tanıtmalıyız. Bu yaşlarda çocuğa anlatım biçimimiz şöyle olmalıdır: "Biz Allah'ımızı, bizi yaratanı çok seviyoruz. O'nun da bizi sevmesi için O'nun sevdiği tarzda davranacağız. O'nun sevdiği tarz ise Peygamber Efendimiz'e benzemektir. O'na benzemek demek O'nun gibi davranmak anlamına gelir. Peygamber Efendimiz gibi davranırsan kendini çok iyi hissedecek, mutlu olacaksın. Hem kalbin de nurla dolacak. Bak Kur'an-ı Kerim'de Allah demiş ki: "Peygamber Efendinize uyun ki Allah da sizi sevsin." Peygamber Efendimiz'e uyar, O'nun gibi davranırsak, Allah seni daha da çok sevecek, zaten seviyor da... Çünkü O çocukları çok sever..."

İlköğretim dönemindeki rolümüz anlatma ve tanıtımın yanında, davranışlarını Peygamber Efendimiz'in davranışları ile bağdaştırma, "sınırlama/disipline etme" de olmalıdır. Çocuğumuzun davranışlarına sünnete uygun belli sınırlar getirebiliriz. (Her çocuğun olgunluk seviyesi farklıdır. Kendini disipline etmekte zorlanmayan çocuklar için 5 yaş itibarıyla da davranış üzerinden Peygamber Efendimiz'e benzeme motivasyonu verilebilir. Davranışlarını kontrol etmekte zorlanan çocuklara sık tekrarların yapılması uygun olmayabilir.) Çocuk yanlış bir davranışta bulunduğunda, mesela arkadaşına vurduğunda, küfür ettiğinde "Biz böyle davranamayız. Bak O öyle davranmazmış, kendisi için öfkelenmez, haksızlık karşısında sadece Allah için kızar ve kimseye de kötü söz söylemezmiş." denilebilir. Veya bir kediye taş attığında "O hayvanlara eziyet edenleri sevmezmiş!" şeklinde uyarılabilir. Güzel bir davranışta bulunduğu zaman, mesela arkadaşına yardım ettiğinde de "Eminim O şimdi çok mutlu oldu senin yardımseverliğinden! " diyebiliriz. "O" elbisesinin temiz olmasına dikkat eder, dağınıklığı sevmezmiş; arkadaşları üzüldüğünde onları teselli eder, birisi kendinden yardım istediğinde hayır demez, iyilikleri de asla unutmazmış; hediyeleşmeyi sever; şakadan bile olsa yalan söylemezmiş; kibar, nazik ve saygılıymış... Bu hatırlatmalarla çocuk, Peygamber Efendimiz'i örnek alarak doğru davranışı yerleştirme çaba ve gayretine girecektir. Ve "Hayatın boyunca "O"na benzemeye çalışmalısın!" diyerek de evladımıza rehber sunmuş oluruz. Sünnete hem uyacak hem de yolunu kaybettiğinde, kafası karıştığında "O nasıl davranırdı?" diye araştırmaya koyulacak, "Acaba ben yanlış mı yaptım, yanlış mı davrandım?" deyip vicdan muhasebesi yapacak ve sünnetullaha sarılmak isteyecektir. Sarıldıkça da ruhsal olarak rahatlayacak endişe, sıkıntı ve vesveselerden kurtulacaktır.

ERGENLİK DÖNEMİ (14-21 YAŞ)

Ergenlik döneminde ise zorlamadan sabırla yön vermeye devam etmelidir. Bu dönemde rolümüz "O" ve seni "Yaradan bu davranışından razı olmadı, sen bilirsin!" şeklinde uyarmak olmalıdır. Anne-babanın ciddiyeti, geçmişte onun hafızasında kayıtlı olan sünnete uygun davranışları ona uzanmış bir el ve rehber olacak ve onu elinden tutup hem ergenliğin hem yetişkinliğin zorlu dönemlerinde tehlikelerden koruyacaktır.
Hey beni Twitter'dan da takip edebilirsiniz :) Twitter.com/OzkanTrkn
Mail ile bilgilen!